Havalanacagimiz bölgeye sabah alacakaranlikta variyoruz. Vadinin ortasindaki küçük düzlükte hazirliklara henüz baslamis olan ekip bizi karsiliyor. Balonun etrafinda kosturup, iplere asilirken sahile vurmus dev bir balinayi kurtarmaya çalisiyor gibiler. Balonun agiz kismina yönelmis iki büyük fan, hafif kumasi havalandiriyor; balon yeterince gerilip kabardiginda, içinde hapsolan hava sepetin hemen üstündeki gaz haznesinden püskürtülen atesle isitiliyor. Artik balon içindeki hava disindaki havadan daha sicak, dolayisiyla daha hafif ve yerçekimi kanunu uyarinca yükselmeye basliyor. 15 dakika süren hazirligin sonunda havadayiz.
Vadinin duvarlarini asinca önümüzde türlü tuhaf sekille kapli Nevsehir`in kaya
denizi üstünde uzanan uçsuz bucaksiz bir balon tarlasi beliriyor. Ufuktaki tek
yükselti günesin bir süredir asmaya çalistigi Erciyes. Bu görüntülere tuhaf bir
sessizlik eslik ediyor. Ne motor gürültüsü ne de rüzgârin ugultusu duyuluyor. Bu
yüzden olsa gerek 13 kisilik sepette çit çikmiyor. Ara sira kendi hava
tasitimizin, bazen de uzaklardaki sayisiz balonun içlerine püsküren atesin
sesini isitiyoruz. Sicak hava balonu, içinde oldugu hava akimiyla birlikte
hareket ettiginden, son derece sessiz ve sarsintisiz bir uçus sagliyor. Fakat
yine ayni nedenle balonlar ulasim araci olarak pek kullanisli degil. Balonun
istenilene yakin bir rotada seyredebilmesi için bir dizi dogru karara ihtiyaç
var. Uçus ekibi, her yeni uçus gününde deneme balonlari uçurarak, degisik
irtifalardaki hâkim rüzgârlari inceliyor ve bu bilgilere göre kalkis noktasini
saptiyor. Sabahin çok erken saatlerinin tercih ediliyor olmasi, güzel
fotograflar çekebilmekten ziyade rahat bir uçus, yumusak bir inis ve yüksek bir
kaldirma kuvveti için gereken sakin ve serin hava sartlarini yakalayabilmek
için. Balon havalandiktan sonra ipler artik rüzgârin elinde olsa da, pilot
balonun içindeki havanin sicakligini kontrol ederek alçalip yükselebiliyor;
böylece gitmek istenilen yöndeki hava akimlarini yakaliyor.
Montgolfier kardeslerin sicak havayla doldurduklari kumas torba semalara
yükseldiginde, sene 1783`tü. Hemen ördek, koyun ve horozlu sicak hava balonu
denemeleri geldi ardindan. Ve 21 Kasim 1783`te Jean-François Pilâtre de Rozier
ile François Laurient Paris üzerinde havalandiginda bir devrim gerçeklesti:
Insan tasiyan ilk hava araci gökyüzünde süzülüyordu. Balonlar zamanla askerî
amaçla da kullanildi, zira muharebe alanini tepeden görebilmek, simdiki gibi
avantaj sagliyordu. Yere çapa atilarak havada kalan gözlem balonlari Napoleon
dönemi Fransiz ordusunda ve Amerikan Iç Savasinda revaçtaydi.
Balon hava tasiti sinirli imkânlar saglamasina ragmen söhreti zamandan ve mekândan bagimsiz, hayalle gerçek arasinda süregidiyor. Jules Verne 1863 tarihli ünlü romani Balonla Bes Hafta yi yazarken ilk insanli balon havalanali 80 yil olmustu, buna ragmen yillar sonra bilimkurgu türü, temellerini Verne`in «Balonla Bes Hafta» ile baslayan Siradisi Yolculuklar serisinde aradi. Balon, bilimkurgu türünün ilk hayal ve gerçek alasimi tasiti olarak yerini aldi. 2002de Steve Fossett dünyayi balonla durmaksizin ve tek basina turlayan ilk insan olarak tarihe geçtiginde, en az Verne`in gelecege öykündügü kadar, Fossett`in de geçmise öykündügünü söylemek mümkün. Bu sabah Kapadokya semalarinda sepetler dolusu insan havalaniyorsa, balonun tarihte kendini sürekli yenileyen ve dönüstüren birikimi sayesinde olsa gerek.
Yaklasik bir buçuk saat süren yolculugun ardindan tarlalarla kapli bir düzlügün üzerinde alçalmaya basliyoruz. Havalanisimizdan itibaren bizi arabalarla takip eden ekip, planlanan inis noktasinda hazir bekliyor. Bir kez daha iplere asiliyor ve balonu cipe bagli tasiyici hazneye oturtuyorlar. Balon artik nefes veriyor. Yere oturan sepetin üzerinde yavas yavas sönüyor, burusuyor, soluyor, yere seriliyor ve çok geç olmadan yenisini alacagi derin nefesi beklemeye koyuluyor.