Bu kez yolum Adiyaman ve Kahramanmaras`a düstü. Yolculugun sebebini sorarsaniz, "yemek" diye yanitlarim. Yemek için bu kadar uzaklara gidilir mi diye bir baska soru yöneltirseniz, "elbette" der, lezzet yolculuklarinin tadinin bir baska oldugu konusunda sizi ikna etmeye çalisirim.
Adiyaman`i ilk kez görüyordum. Kenarinda, kiyisinda dolasmis ama yolumu bir
türlü oraya düsürememistim. Derli toplu, kendi halinde, kösede kalmanin
kirginliginda, yatirim bekleyen, sesini duyuramayan, is kapisi kisitli,
gençlerine gelecek hayalleri sunamayan bir kent Adiyaman. Yemek faslina sonra
geliriz, önce hem çevrede hem bugünde hem de dünde gezinmek gerek.
Adi Bizans döneminde Pordonium, 757`de Halife El Mansur`un ele geçirmesinden
sonra Hüsnümansur olan Adiyaman`in en büyük övünç kaynagi, zirvesinde krallarin
oturdugu Nemrut Dagi`nm kendi sinirlari içinde olmasiydi. Bu dagi hiçbir komsu
kentle paylasmak niyetinde degillerdi. Bu konuyu tartismak bile istemiyorlardi.
Varlari yoklari zaten bir tek bu dagdi.
"Zirve karlidir, bu mevsimde çikamazsiniz" uyarilarini kulak arkasi edip
direksiyonu Nemrut`a dogru kirdim. Otuz bes kilometre sonra karsima Kâhta
ilçesi çikti. Kâhtali Miçe`nin türkülerini dinlerken bu kasabayi baska türlü
düslemistim: Uzakta, yalniz ve küçük... Öyle olmadigini gördüm. Apartmanlar,
oteller, genis yollarla Kâhta meger koca bir kente benzermis. Nemrut Dagi`na ve
Kommagene Kralligi yerlesimlerine gitmek isteyenler için en ideal üslerden
biriymis.
Kâhta`dan çikinca, karsimda uçsuz bucaksiz yalniz topraklar belirdi. Tepeler,
daglar, tarlalar göz alabildigine uzanip gidiyordu. Uzaklarda, Atatürk Baraji`mn
uzantisi gümüs gümüs parliyordu. Bu yalniz topraklarin gizledigi petrolü
çikartan pompalari nedense esege benzettim. Aç karnini doyurmak için otlayan
kara bir esege. Sonra Karakus Tümülüsü`ne saptim. Yüksekligi 35 metre olan bu
tas yigininin, Kommagene krallarindan birinin anitmezari oldugunu buralara
gelmeden ögrenmistim. Okudugum kitapta anlatilan üç sütunu gördüm. Birinin
üstünde hiçbir sey yoktu, birinin üstünde bir boga kabartmasi, digerinde ise
bassiz bir kartal figürü vardi. Tümülüs adini iste bu kustan almisti. Ama neden
"kara" demislerdi, onu anlayamadim.
Sonra yalniz yollarda döndüm dolastim, antik dönemde adi Khabinas olan Cendere
Deresi`ne vardim. Derin bir kanyonun agzindaki Roma köprüsünün üstünden karsi
yakaya geçtim. Orada üç küçük çocuga rastladim. Bir tasin üstüne oturmus bir
seyler anlatip gülüsüyorlardi. Etrafa baktim. Onlara ait ne bir ev ne bir köy
gördüm. Çocuklara "Neredensiniz" dedim, karsidaki uzak tepeyi gösterdiler. Ben
onlari defterime "Cendere Köprüsü`nün çocuklari" diye not düstüm.
Yüz yirmi bes metre uzunlugundaki köprünün iki ucunda birer çift anit sütun
bulunuyormus. Ben üç sütun saydim. E sütunlar Imparator Septimius Severus. -Iulia
Domna ve imparatorun ogullan Cari calla ve Geta onuruna dikilmisti. Geta öltr ce
kardesi onun sütununu söktürmüstü.
Sonra az gittim uz gittim Nemrut`un eteklerine vardim. Rastladiklarim da "yuki
ri çikma" diyince inatlasmadim, "gördüklerim yanima kar kaldi" deyip gerisin
ger. Adiyaman`a döndüm.
Orada ne yedin diye soracak olursaniz cevabim agzinizi sulandirabilir; Süreyya
E: Lokantasi`nda, tepside yapilan Adiyamar. kebabi damagimda unutulmaz tatlar
birakti. Sofra Restoran`da pisirilen "kavurmali hitap", hamurla et birlesince
ortaya nasil muhtesem tatlarin çikacaginin en güze. kanitiydi. Pasa Konagi`nda
sac üstünde domates, sogan, aci dolmalik biber ile cizir cizir kizaran kebabin
tadi ise damak çatlatan cinstendi.
Yola lezzet yolculugu diye çikmistim, yemeklerin yani sira geçmis dönemi
gördüm, yalniz topraklarin tadina vardim. Zaten yolculuklar bir bahane ile
baslayip rastlantilarla sürüp gitmez mi!
Atlas Dergisi Sayi: 178 Sayfa: 34
Yazar: Mehmet Yasin