Fatih Sultan Mehmet 26 Ekim 1461`de Trabzon`u fethettigi
zaman Istanbul`da oldugu gibi, Trabzon`da birçok kiliseyi ve bu arada Trabzon`un
Ayasofya Kilisesi ile Sumela Manastiri`ni da korumus ve hatta toprak ve altin
ihsaninda bulunmustur.
Yavuz Sultan Selim, velihatligi sirasinda, Trabzon`da Vali
olarak bulunmustur. Bir gün avlanirken hastalanir ve Meryemana Manastiri`na
çikan 1 arak rahipler tarafindan tedavi edilir. Yavuz Istanbul`a dönüp, tahta
çiktiginda, büyük bir kadirsinaslik ile bir zamanlar kendisini tedavi eden
rahipleri ve Manastin unutmayarak onlara hem altin, hem arazi ve hem ek boylan
bir buçuk metre olan 4 altin samdan hediye eder.
Sultan Ahmet II. 1710`da Manastirin iç duvarlarinin
onarilmasi ve fresklerin yenilenmesi, Sultan Mahmut 1. 1740`da diger
bölümlerdeki fresklerin yeniden yapilmasi için emir edip masraflarini da
karsilamislardir.
XIX. yüzyilda, rahiplerin sayisi yüze ulasmis ve sahip
olduk)an arazi Sultan Abdülhamid`in ihsahlan ile daha da genisleyerek manastir,
çevredeki 15 köyün sahibi olmustur.
Birinci Dünya Savasi sirasinda, Rum rahipler, Dogu
Karadeniz Rumlarinin hayallerine kendilerini kaptirarak, "Trabzon Rum
Imparatorlugunu yeniden kurmak hevesine düserler. 1916-1918 yillarinda Ruslarin
Trabzon ve çevresini isgalinden cesaret alan Sumela Rahipleri dini bir tarafa
birakarak siyasal faaliyete giristiler. Bunun sonucu, manastir çevresindeki
Rumlarin ayaklanmasini tesvik ettiler. Nitekim bu ayaklanmayi bastirmak üzere
vadiye gelen 500 Tük askerinin sehit edilmesinde, yüzyillar boyu Türklerin
ihsanina nail olmus ve bu Manastirin rahipleri elebasi olmuslardir.
Rahipler bu cinayetlerinden korkarak Trabzon`a siginirlar.
1919 yilinda Yunanlilarin Izmir`e çikmalari ile bütün dikkatlerin Bati
Anadolu`ya çevrilmesini firsat bilen Meryemana rahipleri yine manastirlarina
döndüler.
Ancak, batida sürdürülen savas, bizim lehimize döner
dönmez, Dogu Karadeniz`de baskaldiran Rumlari bastirmak üzere Gazi Mustafa Kemal
Pasa`mn, Doguya bir süvari kuvveti gönderdigi haberi manastira ulasinca,
rahipler, daha önce isledikleri cinayetlerin korkusu ile tasiyabilecekleri
degerli esyayi yanlarina alip digerlerini (St. Luke`nin Madonna tkonu dahil)
manastirin yanindaki St. Barbara kilisesine gömdüler. Trabzon`daki Santa Maria
kilisesine (bugün de bu kilise açik olup ayinlerini sürdürmektedir.) siginan
rahiplerin, bir Italyan gemisi ile Yunanistan`a gitmesi saglandi.
Türk süvarileri Meryemana Manastin ile çevreyi bosalmis
buldu; çünkü rahiplerle birlikte çevredeki Rumlar da Trabzon`a kaçmislardir. Ne
var ki, rahipler manastiri terk ederlerken 3 yere yerlestirdikleri dinamit
lokumlarini Türk askerleri manastirin içinde iken patlatmalari için, o çevredeki
Rum çobanlara para vermislerdir. Adeta kutsal bir rastlanti sonucu çobanlar
dinamitleri Trük askerleri ayrildiktan sonra atesleyebildiler. Böylece bugün
dahi izlerine rastlanacagi üzere, Manastirin çatisi havayla uçtu, duvarlari
tahrip oldu ve molozlar içeriye yigildi.
1931 yilinda, Türklerin iyi niyetliliginden ve Atatürk`ün
baris severliginden yararlanan Meryemana rahiplerinden Ambrosis, Türk
Hükümetinin izni ile geri gelmis ve St. Barbara kilisesine gömdükleri
Hiristiyanligin mukaddes emanetlerini alip Yunanistan`a götürmüstür.
Meryemana Manastiri`nin önemi, Karadeniz Bölgesi`nin en
eski Hiristiyan tapinagi olmasinin yani sira, doganin essiz güzellikteki bir
yerinde çok ilginç bir yapi olmasindan ve çesitli devirlerde yapilan duvar ve
tavan süslemelerinden kaynaklanir.
Manastir iki bölümden olusur. Birinci bölümün ilk yapilan
kesim oldugu, tas oyukta görülen tapinma yerinin tavani ndaki fresklerden
bellidir. Bu fresklerde gölge ve derinlik olmayip, gerek Hz. Isa`nin gerekse Hz.
Meryem`in yüzleri hatta kiprik uçlari bile tek düzlem üzerindedir ve ayrintili
olarak belirlenmistir. Tapmak yerinin içi ve disi Incil`den alinmis konularin
freskleriyle süslenmistir.
Yine birinci bölümde, tapinma yerinin bitisigindeki kayadan
üçlü olarak damlayan suyun düstügü yerde, sonradan yapildigi Anadolu Selçuklu
süsleme stilindeki tas islemeden anlasilan bir ayazma vardir. Bu tapinma yerinin
kuzeyinde 3-4 tane küçük kilise (Sapel) bulunup, bugün bunlardan birisi oldukça
az harap olmus durumdadir. Bu küçük kiliselerin de duvarlari ile tavanlari
fresklerle süslenmistir. Ancak kalintilardan anlasilacagi üzere bu küçük
kiliseler çok daha sonraki dönemlerde (1740`larda) yapilmis olabilir.
Tapinma yerinin tavaninda, freskler arasinda, ortadaki iki
büyük fresk, grubunun en eski oldugu, yine fresk stilinden anlasilabilir. (VII.
yüzyil) Fresklerde hakim olan renk ile önce san, sonra al renklerdir. Ayrica
yesil-pembe karisimina da çok rastlanmaktadir. Duvar fresklerinde zamanla kireç
karisimi kullanilmis olup, yüz kismi yumurta aki ile parlatilmistir. Kullanilan
taslar, sicaga dayanikli, isiyi uzun süre saklayabilen finn taslandir. Yan
bölümler ise biri düz digeri delikli iki çesit tuglayla örülmüstür. Diger
duvarlar yontulmasi sabir ve zaman isteyen çetin bir oymacilik ile sert
kayalarin oyulmasindan olusmustur. Kapi ve pencere kesimlerindeki taslarin üst
tasimlan ile kapilar kalin, som meseden oymali tahtadan yapilmistir. Gerek
tapmak yerinde, gerekse küçük kiliselerde, lamba ya da samdan koymak için ufak
dolaplar vardir.
Meryem ana Manastirinin ikinci bölümü, giris kapisini
geçip, içerdeki basamaklardan inerken, sagdaki yatak odalarini salonlari,
kitapliktan, kilerleri, erzak depolarini ve helalari kapsayan dört kattan
olusmustur.
Bütün odalarda ocak, isik dolabi, kitap raflari vardir.
Yine odalarda sofalarin disariya dogru, çikma balkonlari vardir.
En alt katta tonozlu bir mutfak, onun altindaki mahzende de
sarap ve yag depolan bulunmaktadir.
Bütün duvarlarin karaagaç ve mese kapli oldugu
kalintilardan anlasilmaktadir. Duvarlarin kalinligi 60-100 cm dir. Manastirin bu
bölümü, alttan önü kapi biçiminde açik olan dört kemer üzerine oturtulmustur.
Duvarin temeli ise, kayanin yukardan asagi üçgen biçiminde inen dar açili
yerinden baslamak üzere kurulmustur. Bu bölüm ortaçag özelligi göstermekledir.
Bu nedenle Alexios III. tarafindan baslatilan bölüm oldugu söylenebilir
Odalar bugün yikinti halinde olmakla beraber, kayitlardan
72 oda oldugu anlasilmaktadir. Manastirin bu bölümüne disaridan 96 basamakla
çikilmaktadir.
Manastirin suyu, eski Roma yapisina benzeyen kiremitten
yapilmis borulari içerisinde barindiran sukemerleri ile getirilirdi. Bugün
bunlarin belli belirsiz kalintilari vardir.
Manastirin giris kapisindan önce, içeri girmeden, yolun
saginda ve solunda iki küçük kilise daha vardir ki, bunlara, manastirin ilk
kuruculari; Barnabas`lara atfen Barnabas kiliseleri adi verilmis ve kayalarin
üstüne bu adlar oyulmustur.
Cumhuriyet`ten sonra bir süre kaderine terk edilen Manastir epey zarar
görmüstür. 1972`de Trabzon Müze Müdürlügünce ele alinan Manastir, bir dizi
restorasyon sonucu yeniden kazanilmistir. Orman Genel Müdürlügü`nce bir de kir
kahvesi yaptirilan bu yer, yabanci turistlerce büyük ilgi görmektedir. Yaz
aylarinda gemi veya çartir uçaklarla Trabzon`a gelip, manastin gezdikten sonra
dönen turlar vardir.